GELECEK BAYRAMLAR

09 Jul 2023 Genel 473

Bir bayramı daha güzellikleriyle beraber yaşadık. Kurbanlarımız kestik, el öptük, hâl hatır sorduk, harçlık verdik, ikram ettik. Bazılarımız her bayramda olduğu gibi “Nerede o eski bayramlar?” diye sordu.

Bu serzenişin haksız olmadığını belirteyim. Bayram maneviyat temeli üzerinde anlam kazanan bir değerdir. Bu manevi değerleri dini, insani, örfi, tarihi pencereden bakabiliriz. Dini manada Allah’a yakınlaşmak amacıyla belli bir zamanda, Allah’ın uygun gördüğü hayvanların belli dini kurallara göre kesilmesini ifade eder. Müslümanın inancının gereği olan kurban aslında bir nevi kendisinin bağışlanması ve bu sebeple Allah’a şükranıdır. Hatırlarsınız Allah, Hz. İbrahim’e evladını kurban etmesini istemiş. Hz. İbrahim de bu istek karşısında Hz. İsmail’i kurban etmek için hazırlamış, bıçağı boğazına dayamış, fakat kesmemişti. Allah bu enfes iman ve şüphesiz teslimiyet karşısında kuluna bir kurbanlık göndermiştir. O günden beri üzerimize vacip olan bu ibadet Müslümanların Allah’a şükrüdür. İnsani olarak bakarsak kurban ibadetini yerine getiremeyen milyonlarca hatta milyarlarca insan varken bizler kestiğimiz kurbandan birer parça verip birbirimize biraz daha yaklaşırız. Bu öyle bir sıcak yakınlaşmadır ki şükrün bir parçasından karşılıksız veririz. Örfi adetler açısından değerlendirdiğimizde insanlar bayramlarda birbirine daha çok yaklaşır. Büyüklere, akrabalara, komşulara, arkadaşlara yapılan ziyaret, bir gönül alma sürecine evrilir. El öpülerek saygı ve minneti, hâl hatır sorarak verdiğimiz değeri, paylaşarak cömertliği gösteririz. Bir sofra etrafında pişen kurban etleri yenirken diller ve gönüller duaya durur. Yüzler daha fazla güler.

Tarihi açıdan incelediğimizde Kurban Bayramı savaşlar, ülkeler arası ilişkiler, uygulamalar itibarıyla kayda değer bilgileri bize sunar. Bu bilgiler artık insanlık tarihine mâl olmuştur. Kaynaklar yoluyla bize gelir ve ibadet üzerine uzun uzun tefekküre dalmamızı sağlar.

Tüm bu bakış açıları çerçevesinde nerede o eski bayramlar sorusu niye soruluyor, onu düşünelim. İnsanlık değerlerini yitirmekte. Maalesef modern zamanlar, dediğimiz sanayi çağı ardından gelen teknoloji çağı bize yaşamı kolaylaştırıyor gibi görünse de bizden çok şeyi alıp götürüyor. Bu aşındırdıkları bizde üzüntüye sebep oluyor. Peki, neyi kaybettik? Eski bayramlarda daha çok zaman geçirirdik, eskiden kurban evde kesilirken şimdi market poşetinde geliyor, kurbanı daha fazla paylaşma eğilimi varken şimdi dondurucuda saklanıyor, bayramlarda çocuklar mutlu edilirken şimdilerde -özellikle şehirlerde- zil çaldığında kapılar açılmıyor. Eskiden köye gidilirken şimdi tatil bölgesine rezervasyon yapılıyor, el öpmek için öne geçilirken şimdi bir mesajla bayramlaşılıyor. Bu liste biraz daha uzayabilir. Söylenenler herkes için böyledir diyemeyiz. Bir gerçek var ki aşınma hızlı ve çığ gibi büyüyor. Ümidi korumaya sebep bir yerlerde paylaşma, bayramlaşma, kıymet verme, bayramı bayram gibi yaşama alışkanlığı devam ediyor.

Peki, kritik soru şu: sanayiden bilişim çağına geçerken bu kadar hızlı aşınan mübarek bayram anlayışı transhümanizmin, dolayısıyla insanlığın dönüşümünün hâkim olacağı düşünülen yeni dünya düzeninde ne anlam ifade edecek? Bir diğer kritik soru da böyle bir aşınmaya karşı biz insanlar neler yapabiliriz? Hep geçmiş bayramları konuşma alışkanlığımız vardı. Bir yerinden de gelecek bayramları konuşmak gerek. Gelecek bayramlarda kurban kesilecek mi, el öpülecek mi? Gelecekte bayram anlayışı konusunda insanlık ne düşünecek? İçinde bulunduğumuz seküler anlayışın hâkim olduğu çağda maalesef kurbana dair dini inanışlar ve gelenekler sorgulanıyor. Bu aşındırma çalışmaları tüm yönleriyle bizi kuşatmış durumda. Etrafımızı saran bu yüksek duvarları kırmak zorundayız. Bugün azaldığını düşündüğümüz el öpme, ziyaret, samimiyet, paylaşım gibi değerlerin bu haliyle bile korunduğuna şükreder duruma gelmemek için birtakım önlemler almak durumundayız. Önlemler ne olabilir diye sorulduğunda samimi bir Müslüman olmak ilk şartımız olmalı. İçinde bulunduğumuz çağda en kıymetli şey doğal örneklik oluşturmak, samimi Müslüman riyadan uzak olacağı için onu takip edeni mest eder ve kendisi gibi davranmayı sağlar. İkinci şartımız gelenek ve göreneklerin yaşatılması için çaba sarf etmeliyiz. Azalan ve aşınan değerlerin varlığını korumak, yaygınlaştırmak görevimiz olmalı. Sahillerden mesajla kutlama değil, özellikle ziyaret ederek sevdiklerimize ulaşıp onlara dokunarak, el öperek, aynı sofraya oturarak bayramı yaşamak gibi. Üçüncüsü de içinde bulunduğumuz Kurban Bayramı’nı hem yaşadığımız dünyaya hem de gelecek kuşaklara en iyi şekilde anlatmalıyız. Bayram bizim sadece et yediğimiz değil her yönüyle inandığımız, iman ettiğimiz ve anlattığımız bir süreç olmalıdır. Bir yabancı bile bayramı duyduğunda, gördüğünde, dinlediğinde içinde bir şeyler filizlenmelidir. İşte bu örneklikler çerçevesinde gelecekte bizi bekleyen bayramsız, inançsız, imansız yeni dünya düzeni anlayışına meydan okumak için şimdiden üzerimize düşen vazifeleri son bayramda yaptığımızdan daha fazlasını yaparak ortaya koymalıyız. Yoksa yarınlarda et yerine kapsül, bayram yerine tatil, kurban yerine pagan ritüel, samimiyet yerine bireysellik, iman yerine şeytanilik görebiliriz. Seçim bizim! Yarın çok geç olmadan gelecek bayramların idrakinde olmak dileğiyle...